Alkollü araç kullanıldığı iddiasıyla uygulanan idari yaptırımlar, çoğu zaman sürücüler açısından “kesinleşmiş” ve değiştirilemez işlemler gibi algılansa da, gerçekte bu tür durumlarda ciddi hak ihlalleri yaşanabilmekte ve yargı mercilerinin denetimi hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, benzer şekilde mağduriyet yaşayan kişilerin itiraz mekanizmalarını kullanmaktan geri durmaması, hak arama özgürlüğünün etkin şekilde işletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 01/12/2025 tarihli İptal Kararına konu  Somut olayda; “Başvurucu, alkollü araç kullandığı gerekçesiyle hakkında tesis edilen idari para cezası ve sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması işlemine karşı başvuruda bulunurken çeşitli itirazlar ileri sürmüş ve bunlara ilişkin delillerini dosyaya sunmuştur. Başvurucu, olay anında aynı araçta olan kişilerin beyanlarının dikkate alınmadığını belirtmiş; çeşitli kamera kayıtlarını mahkemeye sunmuştur. Buna karşılık Hâkimlik “idari para cezası karar tutanağının resmi evrak niteliğinde bulunduğu ve aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğu” gerekçesine yer vermekle yetinmiş, başvurucunun davanın sonucuna etki edebilecek nitelikteki savunma ve itirazlarına ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamış, bu yöndeki iddialara ayrı ve açık bir yanıt vermemiştir. Diğer bir ifadeyle somut olayda uyuşmazlığın esasına etkili bazı delillerin toplanmasını ve değerlendirilmesini isteyen başvurucunun talepleri hiçbir gerekçe sunulmadan görmezden gelinmiştir. Yargılamada olayla ilgili tutanağın ve idari makamların vardığı sonucun güvenilirliği hiç sorgulanmamış, başvurucunun iddialarının gerçekliğine kapalı bir tutum sergilenmiştir. Bu eksiklik itiraz mercii tarafından da giderilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”

Karara konu olayda başvurucu, hakkında düzenlenen idari para cezası ve sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması işlemine karşı etkili bir savunma ortaya koymuş; olay anında araçta bulunan kişilerin beyanlarına, ayrıca mahkemeye sunulan kamera kayıtlarına dayanarak iddialarını somut delillerle desteklemiştir. Buna karşın Hâkimlik, yalnızca idari para cezası karar tutanağının “resmî belge” niteliğine vurgu yaparak, aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğu yönünde genel bir ifadeyle yetinmiş; başvurucunun ileri sürdüğü esaslı itirazları ve sunduğu delilleri değerlendirmeksizin karar vermiştir.

Oysa ki adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi, tarafların iddia ve savunmalarını eşit koşullar altında ileri sürebilmesini ve bu iddiaların mahkeme tarafından ciddiyetle değerlendirilmesini gerektirir. Aynı şekilde çelişmeli yargılama ilkesi de, tarafların sunduğu delil ve beyanların karşılıklı olarak tartışılmasını ve hükme esas alınmadan önce mahkeme tarafından gerekçeli şekilde ele alınmasını zorunlu kılar.

Bu çerçevede, yargı merciinin yalnızca idari makam tarafından düzenlenen tutanağa dayanarak, başvurucunun davanın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki delillerini incelememesi; söz konusu delillerin neden kabul edilmediğine dair herhangi bir gerekçe sunmaması, yargılamanın hakkaniyetini zedeleyen ciddi bir eksikliktir. Nitekim olayda, tutanağın doğruluğu ve güvenilirliği sorgulanmaksızın hükme esas alınmış, başvurucunun iddiaları ise adeta yok sayılmıştır. Bu yaklaşım, yargılamanın tarafsız ve dengeli yürütülmediğini göstermektedir.

Üstelik bu eksikliğin itiraz mercii tarafından da giderilmemiş olması, ihlalin derinleşmesine yol açmıştır. Yargılamanın bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda, başvurucunun savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasına imkân tanınmadığı; dolayısıyla silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Bu karar, özellikle trafik idari yaptırımları gibi rutin görülen işlemlerde dahi, mahkemelerin soyut ve kalıp gerekçelerle yetinemeyeceğini; somut olayın özelliklerini, tarafların sunduğu delilleri ve ileri sürdüğü iddiaları ayrı ayrı ve açık bir şekilde değerlendirmek zorunda olduğunu ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Aynı zamanda bireylerin, idari yaptırımlar karşısında pasif kalmak yerine, hukuki itiraz yollarını sonuna kadar kullanmaları gerektiğini güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır.

Bu nedenle vatandaşların, kendileri hakkında düzenlenen herhangi bir ceza tutanağını sıradan bir işlem olarak görmeyip içeriğini dikkatle incelemeleri; tutanakta yer alan tespit ve değerlendirmelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını sorgulamaları ve en önemlisi itiraz süresi geçmeden bir avukattan hukuki destek almaları, olası hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Bahsi edilen Anayasa Mahkemesi kararı aşağıda yer almaktadır. Kaynak; http://www.legalbank.net

Av. SEDANUR TURAL

AYM BİREYSEL BAŞVURU 2019_42903 T.21.01.2025 DELİLLER DEĞERLENDİRİLİRKEN KOLLUK TUTANAĞINA AKSİ İSPAT EDİLEMEYECEK SEVİYEDE ÜSTÜNLÜK TANINMASI NEDENİYLE ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir